Mar 13 2012

İyilik Güzellik – II

Altmışında hala güzeldi. Yaşadığı hayatta bana da yer açmıştı.

Çiçekçinin önünde durdum. Hangi çiçeği almalı diye düşünüyordum ki  çiçekçi beni tanıdı.

- Hanımefendi nasıl?

İyi olduğunu ve geçen gün hazırladığı buketi görünce çok mutlu olduğunu söyledim.

Çiçekçiyi mütevazi bir mutluluk sardı. Başkasının mutluluğuyla mutlu olmak bu devirde öyle çok sık rastlanan bir davranış değildi.

- Siz nereden tanıyorsunuz onu diye sordum

- Hiç görüşmedik ama birbirimizi iyi tanırız dedi aynı mütevazilikle.

Anlaşılan bu garip ilişkiyi çözmem biraz daha zaman alacaktı. Hemen yeni bir buket için kolları sıvadı. Bu sefer bambaşka çiçekler topladı kucağında. O narin çiçekler, onun kaba saba davranışlarından hiç rahatsız olmuyorlardı. Saplarını budadı, yeşillikler kattı, sardı sarmaladı… ve buket hazırdı. Borcumu sorduğumda, utana sıkıla cüzzi bir miktar para istedi. Biraz fazlasını verdim. “Tamamdır” deyince beyaz bir gülü kesip yakama iliştirdi. Çölleşmiş hayatın içinde garip bir vahaydı bu olanlar, bu insanlar.

Kapısını çaldığımda ilk seferkine göre daha ustaca tutuyordum çiçekleri. Kapıyı açtı. Yaşadığı hayatın bütün güzelliklerini üstüne iliştirmişti. Beni gördüğüne sevindi ama çiçekleri görünce yüzünde çiçekler açtı. Onun mutluluğu, benim mutluluğum oldu. İçeri buyur etti. Çiçekleri elimden alırken sanki çok büyük bir buketi kucaklıyormuş gibi eğildi.

- Aman allahım ne güzel çiçekler bunlar!

- Sizin için

Gereksiz bir cümleydi söylediğim ama bu vurgum hoşuna gitti. Teşekkür edip çiçekleri salondaki boş vazoya yerleştirmeye başladı. Sırtı bana dönük konuşmaya başladı

- Sizin için değişik bir şeyler hazırladım bugün.

Doğruya doğru: Sohbetimiz kadar hazırladıkları da beni ona getiriyordu. Saatler sürecek bir sohbete başlamak üzereydik.

İçimdeki acıma duygusu gün geçtikçe hayranlığa dönüşüyordu. O hazırladığı kurabiyeleri anlatırken içimden onunla konuşuyordum:

“Nasıl bir kadınsın sen?

Güzel olan herşey senin.

Olduğun yerde çevrendeki herkes figüran.

Kimsin sen?”

 


Jan 26 2012

İyilik Güzellik – I

- Ben çiçekleri çok severim. Beni çok mutlu ederler. Bir dahaki sefere bana çiçek alır mısınız?

Kabul, her kadın çiçekleri sever ama onun gibi değil…

O günden beri, elimde çiçeklerle gidiyorum evine.

Tatlı kadın… İzin verse aşık bile olabilirdim. Altmışında bir güzel insan. Kocasını geçen sene kaybetmiş…

Bir röportaj için gitmiştim evine. Röportaj sonrası kapıda teşekkür ettiğimde, heyecanlı tedirgin bir ses tonuyla “Bu kadar mı?” demişti.

- Benim daha anlatacağım çok şey var. Lütfen yine gelin.

Anlamıştım. Yalnızlıktan sıkılmıştı. O tatlı sohbetini dinlemek bana ne kaybettirirdi ki? Yapacak daha iyi bir şeyim yoktu. Hem evim de yakındı. “Tamam” dedim. Haftada bir iki kere akşamları uğramaya karar verdim. Elim boş gittiğim bir kaç ziyaretimden sonra söyledi bu sözleri. Çiçekleri ne kadar sevdiğini…

- Öyle pahallı çiçekler istemem. Köşedeki çiçekçiye bana aldığınızı söylerseniz o size bir buket hazırlayıverir.

Altmış yılda hiç mi kirlenmez bir kadın? Hiç mi çirkinleşmez? Geri çevirebileceğim bir istek değildi bu. Doğrusu utandım. Bir kadını çiçek istemek zorunda bırakan kabalığıma kızdım. İki gün sonra, iş çıkışı, eve giderken elimde çiçeklerle çaldım kapısını. Dediği gibi yapmıştım. Köşede çiçek satan adamdan almıştım çiçekleri.

Çiçekçi de bir garipti. Parayı kabul etmedi. “Bu benden olsun, bir dahaki sefere  verirsiniz” dedi. Hiçbirşey anlamamıştım. Müşteriyi kendine bağlamak için geliştirilmiş bir taktik miydi bu acaba.

Kapıyı açtı. Oldukça özenli giyinmiş, hafiften bir makyaj yapmıştı. Çiçekleri görünce gözleri doldu.

- Aman Allahım ne güzel çiçekler bunlar! Çok teşekkür ederim.

Onun mutluluğunu görseydiniz anlardınız “Ben çiçekleri çok severim” derken ne demek istediğini.

Önce beni koltuğa buyur etti. Sonra, yaşına göre telaşlı adımlarla mutfağa gidip vazoya koyduğu çiçeklerle geri geldi. Yüzündeki tebessüm, yıllardır beklenen eski sevgiliye kavuşma anında görülebilecek türdendi. Benim gibi genç bir adama hizmet etmekten hiç gocunmadan, çayı ve kendi pişirdiği kurabiyeleri servis etti.

- Bir erkeği açken seni dinlemeye mahkum etmek ona yapılacak en büyük kötülüktür dedi gülümseyerek.

Kurabiyeler gerçekten çok lezzetliydi.

Hikayeler anlattı, dinledim. Yoğun duygularla geçen birkaç saatin ardından evime dönmek için kalktım. Bazen farklı bir yoğunluk kaplar ya içinizi, öyleydim. Hani hayatta bambaşka bir boyuta geçmiş gibi…

Kapıda ayakkabılarım giymeye hazır bir şekilde bana doğru çevrilmişti. Bu ne güzel bir gelenekti! Paltoma uzandı. Giymem için elinde tutuyordu. Bu yaşta bir kadının paltomu tutmasını kabul edemezdim ama ısrar etti. Reddetmek mi daha kibar bir davranış yoksa kabul etmek mi diye düşünürken kararlı bir tavırla “Bu evden hiçbir erkek paltosunu kendi giyerek çıkmadı” dedi. O paltomu tuttu ben giydim. O gün, bir garip sarıp sarmaladı yıllardır giydiğim o palto beni. Ayakkabılarımı bağlarken aynı telaşlı adımlarla mutfağa yöneldi.

- Bir saniye, bir saniye!

Küçük bir kese kağıdıyla geri geldi.

- Bir kaç kurabiye koydum. Evde çayla yersiniz.

Uzun zamandır kendimi hiç bu kadar özel hissetmemiştim. Birkaç güne tekrar görüşmek üzere, teşekkür edip ayrıldım.